%100 Gerçek Ensest Anilarim Bolum: 7 Ozge Yengem –

%100 Gerçek Ensest Anilarim Bolum: 7 Ozge Yengem –

Artık derslerden iyice sıkılmış, bunalmıştım. Aklım yengemdeydi. İlayda’dan bir daha altım telefonu aradım ama açmıyordu. Dayım mı sanıyordu acaba numarayı. Doğru ya dayım arıyor sandı belki de hemen mesaj attım;

-Yenge benim kuzey, arkadaşımın telefonundan arıyorum açar mısın acil!

5 dakika geçmedi yengem arıyordu.

İlayda;

-Bu numara seni arıyor galiba, tanımıyorum.

Uzatmıştı telefonu;

-A evet teşekkürler.

Uzaklaşmıştım masadan telefonu açtım;

-Kızım hasta ettin adamı sabah beri niye açmıyorsun

Ağlıyordu.

-Yenge? İyi misin? Neden ağlıyorsun?
-Kuzey durumlar çok kötü
-Ne kötü dayım mı? Ya söylesene ne oldu?
-Hastaneye gittim.
-Eee? Ne dedi hamile misin?
-Evet.

Hıçkırarak ağlıyordu.

-Ya kes iki dakika ağlamayı neredesin sen?
-Hastanenin kantininde oturuyorum.
-Hangi hastane?

Hastanenin adını söyledi. Telefonu İlayda’ya verdim. Son bir dersimiz kalmıştı ama bekleyemezdim. Telefonu verir vermez koşmaya başladım. Arkamdan kuzey nereye? Diye sesleniyorlar hiç bir şey söylemiyor, koşuyordum. Baba mı arayamazdım. Hemen okulun görevlisine bir taksi çağırmasını söyledim. Okul saatiydi çıkamazsın müdüre hanımdan kağıt getirmemi istedi. Dayı acele amk kaçıl şuradan ya! Diyerek ittirdim adamı koşarak çıktım okul kapısından. Deli gibi koşuyordum arkama bakıyordum taksi gelir belki diye. Köşede bir taksi durağı gördüm. Koştum durağa;

-Dayı hangi araç gidiyo dayı?
-Geç birine yeğenim hayırdır ne bu telaş?
-Dayı çabuk Allah’ını seveyim bin şu taksiye hastaneye götür beni.

Dayı koşa koşa geldi bindi taksiye. Hastanenin ismini söyledim.

-Dayı Allah’ını seveyim bas hızlı ol.
-Hayırdır yeğenim biri mi öldü?
-Yetişemezsek ölecek dayı çabuk ol gözünü seveyim.
-Tamam yeğenim.

Dörtlüleri yakıp bastı gaza, kornaya yükleniyor, trafiğin açılmasını istiyordu. Camdan kafamı çıkarttım;

-Aç yolu, aç aç!

Bağırıyordum. Resmen elim ayağım titriyordu. Dayı yanında duran suyu uzattı içmemi istedi. Suyu kafama diktim yüzüme döktüm.

-Dayı bas kurban olayım bas!
-10 Dakikaya oradayız yeğenim.

Camdan kafamı çıkartıyor, kenarı geçmeyen araçlara küfür ediyordum. 10 dakika bana 1 saat gibi geliyordu, hastaneye vardık. Dayının parasını verdim. Hiç bakmadım bile ne kadar tuttu, attım parayı üzerine koştum hastaneye. Millete kantini soruyordum. Telaşlıydım. Tarif ettiler, bahçedeymiş. Koşarak çıktım bahçeye. Yengemi gördüm. Masada oturmuş eli yüzünde ağlıyordu. Koşarak gittim yanına omzunu tuttum;

-İyi misin ağlama gel buraya? Sil şu göz yaşlarını.

Ayağa kalkmış, boynuma sarılmıştı. Hıçkırıklarla ağlıyor, ne yaptık biz diyebiliyordu sadece. Sıkıca sarıldım. Oturduk göz yaşlarını ellerimle sildim. Biraz sakinleşmişti. İki çay söyledim.

-Ne zamandır buradasın?
-Bilmiyorum sabah geldim işte.

Saat öğlen 3 olmuştu.

-Saatlerdir burada mısın tek başına?

Başını evet dercesine salladı. Ağlamaya devam ediyordu. Göz yaşları süzülüyordu. Ellerimi başımın arasına koydum. Sonra dedim ne yapıyorsun amına koyayım güçlü dur kadının karşısında. Ayağa kalktım. Yanına geçtim. Sarıldım.

-Üzülme bulacağız bir çaresini. Kaç aylık olmuş?

Parmağıyla 2 yaptı daha çok ağlıyordu. İçimde buruk bir sevinç vardı.

-Ağlamak çözüm mü? Kendini kahır ediyorsun sadece. Beni üzüyorsun. Doktorla konuştun mu?
-Aldıramam kuzey zaten almıyorlar, ancak babasının imzası da lazım. Evlilik cüzdanı vs. bir sürü prosedür. Dayına ne diyeceğim ben? Nasıl alacağım imzasını? Of kuzey of.

Boynuma sarılıp hıçkırıklarla ağlıyordu.

-Ne yapacağız? Dayın da geliyor, 1 hafta sonra burada.
-Düşünme bunları şimdi daha çok var önümüzde.

Göbeğine elimi atıp okşuyordum. Kafasını aşağıya eğmiş, karnımı okşamamı seyrediyordu. Gülmüyor, ağlıyordu. Yanaklarından öptüm. Elinden tutup kaldırdım. Taksici dayı bizi bekliyordu.

-Dayı gitmedin mi sen?
-Bir tomar para atıp gittin yeğenim, fazla bu demeye fırsat kalmadı, içeride seni aradım kantinde görünce, bekledim rahatsız etmek istemedim.
-Hay Allah’ını seveyim dayı. O para dursun sende sen bizi bir merkeze atıver sana zahmet.
-Tabi atayım yeğenim hayırdır? Bir sıkıntı yok değil mi?

Bir yengemin yüzüne, bir de benim yüzüme bakıyordu. Yengem hala ağlıyordu.

-Yok dayı çok şükür bir sorun yok, çocuğumuz olacakta onun mutluluğundan ağlıyor.
-Hadi canım,

Dayının yüzü gülmeye başladı bir anda.

-Allah analı babalı büyütsün ilk çocuk her halde.
-Evet dayı.
-Olur olur, daha arkası gelir gençsiniz, bende ilk çocuğum olduğunda hüngür hüngür ağlamıştım. Hadi geçin geçin oturun tutma kızı ayakta.

Dayı Allah’ın adamıydı. Sohbet etmeye başladık takside yengeme sarılmıştım. Camdan dışarıyı izliyordu. Dayı adanalı çıktı, belliydi zaten şivesi farklıydı.

-Dayı bizi bir kafede indiriver sana zahmet.
-Tabi yeğenim bak bu kafe iyidir, gençler buraya gelir genelde.
-Eyvallah dayı.

Para uzattım almadı. Gece de gündüz de taksi lazım olursa beni ara diye kartını verdi. Helallik aldı gitti. Yengemle kafeye geçip oturduk. Konuşmadık bir süre. Sadece bakışıyor, çayımızı içiyorduk.

-Bir şeyde yememişsindir sen?

Yiyecek bir şeyler söyledim.

-Canım istemiyor kuzey.
-Yemen lazım artık iki canlısın.

Yine ağlamaya başladı. Artık gözleri kızarmıştı ağlamaktan. Kısık sesle konuşmaya başladı.

-Kuzey bundan sonra elin elime dahi değmeyecek.
-E hamilesin dikkat edecez tabii
-Hayır onun çaresine baktıktan sonra da değmeyecek. Asla yakın olmayacağız. Yenge yeğen ilişkisi, o bile uzak olacak. Dayın gelsin evden de ayrılacağım bulsun bir yer gideceğiz.
-Sen? Ne saçlamıyorsun Özge? Sen hamileyken mi bırakmamı istiyorsun?
-Kuzey zaten doğurmayacağım. Çaresine bakacağımızı söylüyorum. Beni iyi dinle bundan sonra kesinlikle bak elin elime dahi değmeyecek.
-Tamam, değmez ama o çocuğa zarar verecek bir şey yapmayacaksın.
-Cani bir kadın değilim korkma, zarar veremem sabi karnımda ki cana. Gerekirse doğururum.
-Karşına alacaksın yani dayımı bile.
-Alırım. Ama ne senin ne onların kimsenin yüzüne bakamam. Doğumdan sonra kendi canıma kıya…

Elimle ağzını kapattım. Kelimesini bitirmesine izin dahi vermedim. Ağlıyordum. Yanaklarını öptüm. Oda ağlamaya başladı millet bize bakıyordu.

-Sakın, sakın o kelimeyi bitirme, arkandan beni de sürüklemek zorunda kalırsın yoksa. Sensiz bırak yaşamayı nefes alamam saçmalama.

Saçlarını okşuyordum. Bir süre öyle sarıldık. Başını omzuma koyup ağlamaya başladı. Göz yaşlarını sildim tekrar.

-Kalk lavaboya git elini yüzünü yıka. Eve geçelim

Ayağa kalktı. Kafenin lavabosuna gidip elini yüzünü yıkamaya gitti. Bende elimle yüzümdeki yaşları sildim. Millet meraklı gözlerle ve imrenerek bizi izliyordu. Arkama yaslanıp çayı diktim kafama. Kafamı geriye atıp düşünmeye başladım

“Şimdi ne bok yiyeceksin kuzey efendi” diyordum. Yengem içerden çıktı koluma girdi. Yürümeye başladık. Kordon da boylu boyunca yürümeye başladık. Konuşmuyor, sadece yürüyorduk.

-Ne düşünüyorsun? Diye sordum.

Banka oturdu.

-Sence tüm bu olanlar rüya olabilir mi?
-İnşallah rüya değildir. Diye karşılık verdim yüzü hafiften güldü. Başını omzuma koyup denizi izlemeye başladık.

-Söz ver bana artık eskisi gibi yakınlık yok.
-Seni severken senden uzak kalamam.
-Kuzey uzaktan sev. Lütfen sonra ikimizde zararlı çıkıyoruz bu işten. Ayrıca üniversiteye gideceksin zaten.
-Ne biliyorsun sen? Belki burada okuyacağım Üniversiteyi de.
-O zaman ben gideceğim dedim gibi dayın gelince.
-Sen bir yere gitmeyeceksin. Ben giderim gerekirse. Sen çocuklarınla dayımla kalacaksın bizim evde. Kocaman ev yeter hepinize.

Yengemin gözleri doluyordu tekrar.

-Ağlayıp durma artık. Hadi kalk eve gidiyoruz.

Taksi buldum yoldan. Bindik eve gittik. Yengemi eve soktum babam çıktı kapıdan alel acele.

-Hadi çabuk kurs kapanmadan yazdırayım senide araba almaya gidiyoruz.
-Hemen şimdi mi? Baba çok yorgunum sonra gitsek?
-Hayır şimdi gidiyoruz hadi.

Atladık arabaya gittik ehliyete yazıldım. Bir galeriye götürdü beni. Tam içeriye girdik. Adamla babam tanışmış bile, yakın arkadaş gibi sohbet ediyorlar, araba hakkında bana tavsiye veriyor, isteklerimi beklentilerimi soruyordu.

Bir araba görmüştüm gezerken tamam dedim kesinlikle bu. Zaten ast solist gibi ışıklandırmışlar sergileniyor. İçine bindim. Resmen f1 aracına binmiş gibi hissediyordum kendimi.

Arabayı almış anlaşmıştık, babam da çok beğenmişti arabayı. Oda ne? Dışarıda sarı kafalı birisi sohbet ediyordu. Yanında ki? Mete? Mete değil mi lan o? Ne işleri var burada. Dışarıya çıkıp baktım İlayda ile Mete sohbet ediyor kahve içiyorlardı.

-Oo kimleri görüyorum.
-Aaa Kuzey? Bizim galeriyi biliyor muydun sen?

Ne? İçeride ki baban mı? Evet. Soyadından tanımalıydım oda senin baban sanırım. Biz buradayken babamla BMW, MERCEDES diye atışıyorlardı. Çok iyi anlaştılar.

-Hahaha harbimi diyorsun,
-Harbi diyorum.
-Evet ya babam bu galeriyi bulmuş eve gider gitmez apar topar götürdü beni.

Mete girdi lafa;

-Oğlum araba için mi bir hışımla çıktın okuldan aklımız sende kaldı, arayamıyoruz da. Güvenlik geldi müdüre hanıma İlayda oradaydı babanı arayacaktı. İlayda da babasının haberi vardır. Ailevi mesele sanırım panikle çıktı çünkü deyince kaza bela oldu sandı müdüre hanım da aramadı.
-Yok be oğlum yenge hanım ham… şey yengem hastaydı da hastaneden eve gidememiş kaybolmuş. Onun yanına gittim.
-Ha, iyi bari kötü bir şey yok yani?
-Yok la yok aldığım arabayı göstereyim gelin bak.
-Aldın mı? Hadi hayırlı olsun hangisi?
-Aha şurada ki “gara şimşek”
-Oha şaka yapıyorsun.
-Yok la ne şakası aldık işte.
-Oğlum süper lan.

Arabanın yanına gidip inceliyordu. İlayda;

-Babam özel olarak getirtmişti bu aracı. Maksat dükkan zengin gözüksün diye. En pahalı araç bu bizim galeride ki.
-Artık beni zengin göstersin. Baban bu parayla başka araç getirir koyar zaten.

İlayda gülüyordu. Arabaya birkaç şey ekletmek istediğim için İlayda’nın babası Sami abi BMW Servisine soktu aracı. Birkaç güne gönderirim sizin eve dedi. Tamam diyerek çıktık çaylarımızı içip. İlayda geldi arkamdan.

-Kuzey bakar mısın?
-Baba sen git geliyorum. Efendim ilayda?
-Şey matematiğim kötü demiştin ya istersen bize gelebilirsin. Eve geçiyorum matematik çalıştırabilirim seni.
-Çok isterdim ama biliyorsun yengem hasta şimdi evde olsam daha iyi. Ama söz başka zaman gelirim seve seve.
-Tamam, nasıl istersen geçmiş olsun tekrardan.

Yanaklarından istem dışı makas almıştım.
İlerledim. Ne yaptım lan ben dedim kendi kendime, arkamı döndüm yüzü gülüyor, yanağını tutuyordu. Hay elimin ayarını sikeyim dedim bindim arabaya. Babamla yola koyulduk. Eve gidecektik, yolda markette durup sigara alköl aldım, öyle devam ettik yola.

Babam konuşmaya başladı;

-Haftaya dayın geliyor. Atacam onu çiftliğe çalışsın inek.
-Yengemler? Onlar gitmesin oraya.
-Yok zaten konuştum yengenle çiftliğe gitmek istemediğini söyledi. Hem ne işi var oğlum pisliğin içinde kadının köy hayatımı yaşatacaz?
-Yaşatmayak tabii.
-Tabii o yüzden dayın gitsin ırgatlık yapsın.
-Yapsın pezevenk.

Babam gülüyordu.

-Baba bir telefon alalım bana hazır dışarıdayken. Telefonuma su kaçtı attım çöpe çalışmadı.
-Tamam gel çarşıya inelim o zaman

Çarşıya indik. Dokunmatik telefonlar yeni yeni çıkmaya başlamış daha yeni İphone 4s ler piyasaya çıkmıştı. İlayda da ondan görmüştüm modelini bilmiyordum zaten telefoncuya gidince gördüm onu aldım. Yeni bir hatta aldım kendime. Telefonu açıp kurcaladım. Önce yengemi sonra ezberimde olan numaraları kayıt ettim. Yengemi aradım hemen açmadı yine. “ben kuzey” diye mesaj attım açmıştı.

-Yoldayız geliyoruz.
-Tamam, yanında kim var?

Kısık sesle;

-Babam.

Telefon yüzüme kapanmıştı. Güldüm aklıma diğer yengeyi de aramak geldi. Babama döndüm.

-Baba Aysel yengeler de gelecekti ne oldu o durum?
-Yarın çıkıyorlar yola. Önce bize gelecekler. Aysel yengenler köye gidecek ama orada yaşamak istediler.
-Tamam da kalacaklar mı bizde.
-Kalırlar tabi, daha köyde ki çiftliğe eşya alacaklar.

İyi dedim hem Aysel yengeyi görecek, hem de yengeme moral olurlar diyordum içimden. Eve varmıştık. Çocuklara hemen yengemi sordum balkonda dediler. Balkona gidip oturdum yanına. Çay içiyordu annemle. Babam annemi çağırdı. Yengemle ben tek kalmıştık. Masanın üzerindeydi eli, elini tutmak için dokundum hemen çekti kendini. Yüzüme bakıyor suratını yamultuyordu. Güldüm ne var gibisinden başımı salladım hiç dercesine omuz silkti.

-Babanlar geliyormuş?
-Ne zaman?
-Yarın.
-İyi,
-Üzme artık kendini.
-Üzmüyorum. Sindirmeye çalışıyorum.
-Dur daha karnın bile büyümedi.
-Kuzey ya diyerek vurdu koluma keyfi yerine geliyordu yavaş yavaş.
-Ben senin için değil ailemi, dayımı dünyayı alırım karşıma. Sen yeter ki üzme kendini.

Baran koşup gelmişti yanıma. Top oynamak istiyordu. Gel bakalım aslan parçası dedim aldım kucağıma. Evin bahçesine indik. Top oynatıyordum onu. Yengemde balkonda eli karnında bizi izliyordu. Ben yengeme bakarken baran suratıma attı topu göt kadar boyuyla nasıl vurduysa suratım acımıştı. Baranın peşinden koşmaya başladım. Kucağıma aldım salladım. Salıncağa bindirdim onu sallıyor yengemle bakışıyordum. Bir süre baranı oynattıktan sonra kızlar geldi. Baranı onlara bıraktım. Eve gidip bir duş aldım. Yemek olasıya bir duş alıp üzerimi değiştirdim. Daha üstümde okul üniforması vardı. Şortumu atletimi giydim. Oturdum yemeğe yengem aç kurt gibi yiyordu. Anneme yengemi işaret ettim güldü. Yengem suratımıza bakıp gülüyordu.

-Doymuyor ya.
-Sus len.

Karnımı doyurmuştum. Balkona çıkıp bir bira açtım. Sigaramı yaktım. Yengem yanıma geldi. Sigara istedi.

-Hayır tabi ki de ne sigara ne alkol yok bundan sonra.
-O zaman kalk sahilde yürüyelim sıkıldım. Duvarlar üstüme geliyor.
-Hazırlan bara gidelim.
-Kafam ses götürmüyor kuzey.
-İyi hadi o zaman kalk.

Kumsala gidiyoruz diye seslendim eve. Kapıdan çıktık, hava esiyordu. Kapıdan ceketimi alıp attım yengemin üstüne.

-Sıcak daha hava.
-Ver o zaman ben tutayım esiyor, hasta olma sonra.

Ceketi sırtıma astım. Yürüyorduk yavaş yavaş.

-Okul nasıl alışabildin mi?
-Alıştım ya sıkıntı yok. Arkadaş bile edindim.

Suratıma bakıyordu ters ters

-Arkadaş?
-Evet arkadaş.
-Nasıl arkadaşmış bunlar?
-Valla kıvırcık var, sarışın var, uzun boylu var hangi birini sayayım.
-Kuzey!

Bağırıp kolumu çimdikledi.

-Of acıdı. Ya sarısın olan kız diğerleri erkek kıskanma.
-Ne kıskancam be güzel mi bari kız?
-Çirkin dersem inanacan mı?
-Hayır.
-O zaman güzel işte allah sahibine bağışlasın.
-Sahibi sen olmada onun.
-Benim bir tane sarı civcivim var zaten, fazlasında gözüm yok.

Beline sarılmıştım. Kendini geriye çekti.

-Kuzey lütfen bak,
-Tamam temas yok.

Kumsalda yürüyorduk.

Kumların üzerine oturmuş konuşuyorduk.

-Keşke yapmasaydık. Onca şeyi yaşamasaydık.
-Benimle değil de başkasıyla yaşayıp, başka biriyle bunları yaşasan daha mı iyi olacaktı?
-Başkasıyla bu durumu yaşamazdım ki.
-O yüzden mi başkasıyla olmayı düşündüm köyde adım çıkar diye yapamadım dedin Özge bırak Allah aşkına ya.
-Tamam Kuzey kapatalım bu konuyu.
-Of ulan of.

Sırt üstü uzanmış yukarıya bakıyorduk. Hava kararmış, yıldızlar çıkmaya başlamıştı. Üşüdüğünü söyledi yattığı yerden ellerinden tutarak kaldırdım. Ceketimi verdim üstün.

-En iyisi birbirimizle uzak olmak.
-Nasıl? Aynı evin içinde iki yabancı mı olacağız?
-Yabancı değil. Bu kadar yakın olmayacak, gerekmedikçe konuşmayacağız. Bende kafamı toplayıp düşünmek istiyorum. Şimdi lütfen yalnız bırakır mısın beni?
-Nasıl burada mı? Yok ya kalk gidelim işte.
-Kuzey lütfen kafamı yalnız toparlamak istiyorum hadi git eve.
-Peki sen bilirsin.

Kalkıp eve doğru yürümeye başladım. Güvenlikçi oradaydı dolaşıyordu. Gözlerini yengemden ayırmamasını, yüzme bilmediğini söyledim. Tamam dedi yürümeye devam etti.

Eve gittim. Yatağıma girdim. Tüm bu olup bitenleri düşünüyordum. Uykuya dalmışım. Sabah saatimin alarmına uyandım. Kahvaltıdaydık. Yengem çay dolduruyordu. Canım bir şey yemek istemediği için okula gideceğimi söyleyip, ceketimi alıp çıktım. Okula yürüyecektim. Baba mı da beklemedim. Yürüyeceğimi söyledim, düştüm yola.

Yoldaki küçük taşları tekmeliyor, yengemle nasıl uzak olacam lan diye düşünüyordum. Yolun ağzına gelmiş, yol boyunca ilerliyordum arkadan korna sesini duydum. Bir tane mini Cooper yanıma yanaştı. Cama eğildim. İlayda’ydı bu.

-Okula mı?
-Evet,
-E atla o zaman.

Kapıyı açıp bindim arabaya.

-Günaydın şirin arabaymış.
-Günaydın evet öyledir.
-BMW olur diye tahmin ediyordum altında.
-Küçük şeylerden hoşlanıyorum.
-Desene baştan kaybettim?
-Nasıl? Ha yok yani
-Haha tamam tamam anladım ben.
-Neyi anladın hayır ya bir şey demedim of kuzey
-Ne of kuzey?
-Hep böyle yapıyorsun.
-Ne yaptım ya konuşmuyorum.

Gülüyordum. Camdan dışarıyı izliyordum İlayda bozdu sessizliği.

-Ne yaptın peki dün?
-Hiç evdeydim sen?
-Bende evdeydim. Gelseydin keşke ama yengen rahatsızdı değil mi ya kusura bakma o nasıl oldu iyi mi şuan?
-İyi ya, bir şeyi yok morali bozuk sadece. Oda geçer kadınsal problemler işte. Bilirsin.
-Anladım.

Arabayı park ettik. Okula doğru yan yana yürüyorduk. Kantine yöneldiğimiz de “Mete, Zeki, Melisa, Ferhat oturuyor, çay içiyordu. İlayda yanlarına gitti. Ben de hepimize çay aldım kantinden oturdum yanlarına. Ferhat söze girdi.

-Ya millet basket maçım var gelsenize. Hem destek olursunuz. Hem maçtan sonra bir yerlere gider takılırız? Ne dersiniz.

Mete;

-Valla bana uyar işim de yok Zeki geliyor musun?

Zeki Melisa’nın yanına sokuldu, koluyla dürttü;

-Kız gidek mi birlikte? Ha? Alam mı seni?

Melisa;

-Of zeki git şuradan nereden alıyorsun ya nereden? Öğleden sonra diyor. Öğleden sonra dersten çıkıp hep birlikte gideceğiz işte of ya alla alla.

Zeki;

-Kız zilli, birlikte gidek, baş başa hı? Ne diyon hacı?

Kızı koluyla dürtüyordu. Bizde Zeki’nin bu haline gülüyordu.

Ferhat;

-Eee İlayda? Kuzey? Geliyorsunuz değil mi?

İlayda resmen gözlerimin içine bakıyor gidelim sende gel dercesine yalvarıyordu gözleriyle. Arkama yaslandım çayımı yudumladım.

-Bana da uyar. İşim yok zaten.
Ferhat;

-Süper o zaman hadi derse.

Derse girmiştik. Ama aklımda çocuğumun olacağı yengemin hamile olduğu çıkmıyordu. Sevinçten havalara uçacak, sıraları havaya fırlatacak kadar kıpır, kıpır kaynıyordu içim. Hoca sınıfa geldi derse başlamıştık. İlayda çok çalışkan, çok güzel ve çok tatlı bir kızdı sürekli konuşuyor, ders hakkında fikirlerimizi paylaşıyorduk. Ama bu çocuk meselesine çok takılıyordu kafam.

Ders bitti kantine gidiyorduk. Ben izin alıp bahçeye çıktım. Telefonla yengemi arıyordum. Açmıştı;

-Neredesin?
-Hastanede.
-Hayırdır kontrol falan mı?
-Hayır kuzey karın ağrısı ile geldim bekliyorum doktoru.
-Tamam mutlaka haberdar et beni.
-Tamam, kapatmak zorundayım sıram geldi.
-Dikkat et kendine.

Yanıma İlayda gelmişti elinde çayla. Uzattı;

-Kiminle konuşuyorduk yüzün düştü?
-Yengem hastaneye gitmişte karnı ağrıyormuş.
-Hadi ya istersen gidelim yanına.
-Dün apar topar çıktım zaten şimdi yine telaşlandırmayalım müdüre hanımı.
-Haklısın ama izin alırız.

Müdüre hanım pencereden el ediyordu.

-İti an çomağı hazırla
-Nasıl anlamadım?
-Yok bir şey müdüre hanım çağırıyor bir bakayım ne istiyormuş
-Gelmemi ister misin?
-Ben hallederim sağ ol
-Peki çocukların yanındayım ben.

Arkamı dönmüş gidiyordum elimi onay işareti yaptım tamam dercesine. Müdüre hanımın kapısını çaldım.

-Giriniz.
-Buyurun efendim beni çağırdınız.
-Ah Kuzey bey evlatçığım buyur oturunuz lütfen.

Müdüre hanım nasıl tarif etsem hani yıllardır bir adam dönüp bakmamış, kimse sikmemiş, yaraksızlıktan kafayı yemiş tipler olur ya aynı öyle. Ama nasıl sikmemişler ki? Deli diye herhalde. Yoksa güzel kadın Allah var kızıl saçlı, ufacık göğüsleri var, kırışıklık hiç yok. Bacaklar tay gibi incecik. Ama kafa gidik, Ha siker misin? Kuzey diye sorsalar? Yok sikmem okulda o kadar çıtır varken işim olmaz.

Oturdum. Masasına geçti.

-Evladım hayırdır? Aileden birisine bir şey mi oldu?
-Hayır hocam?
-O zaman akrabanıza mı bir şey oldu?
-Hayır hocam.
-Evlatçığım güvenliği dövmediğin kalmış, o nasıl çıkış öyle okuldan. Ya başına bir şey gelse ben ne diyeceğim babacığına? Size tonla parayı bunun için mi veriyorum? Daha oğluma sahip çıkamıyorsunuz dingonun ahırımı canım burası? Demez mi bana?
-Ha siz onu diyorsunuz hocam pardon ya, evet yengem rahatsızlandı. Hastanedeymiş. Apar topar oraya gitmek zorunda kaldım.
-Öyle desene evlatçığım. Tamamdır kapıyı örtebilirsin canım.

Etrafıma baktım. Hangi kapı hocam?

-Çıktığın kapı canım. Hadi naş

Ulan bu nasıl “tamam git deme şekliydi” gülüyordum çıktım kapısını kapattım gittim kantine. Çocuklar yoktu. Alla alla nerede lan bunlar diye elimi başıma attım arkamdan Zeki geldi dürttü tırsmıştım.

-Hay amına koyayım. Ulan Zeki düzgün gelsene aklımı aldın oğlum ya ne var ne bu telaş?
-Kuzeyin oğlu hadi gidiyoruz.
-Nereye oğlum baskete mi?
-Evet paskete hadi kuzeyin oğlunu al gel dediler.
-Ne çabuk öğlen oldu lan. Tamam yürü hadi.
-Sen yürü hadi.

Sorunlu lan bu çocuk diyordum içimden.

-Hani sen Melisayla gidecektin ne oldu?
-Bırak onu ya
-Niye lan ne oldu?
-Kaşşarlandı biraz.
-Hahaha yüz vermeyince kaşar zaten demi?
-Kuzeyin oğlu çok konuşma, yüz isteyen kim
-Hadi lan oradan.

Spor salonuna gelmiştik İlayda el uzatıyordu buradayız dercesine. Zeki fırladı gitti. Bizim çocukların yanına gittim oturdum. İlayda ile yan yanaydık. Sahaya Ferhat ve takımı çıktı. Maçı izliyorduk. İlk yarı bitmek üzereydi ki telefonum çaldı. Arayan yengemdi. Müsaade isteyip kapıya çıktım.

-Efendim yenge? Çıktın mı doktordan?
-Çıktım soğukta denize girdik diye sanırım midemi üşütmüşüm. İlaç yazdı onları alıp eve geçeceğim şimdi. Sen okulda mısın?
-Evet okuldayım istersen geleyim yanına?
-Hayır canım ne alaka dur okulunda hadi kapatıyorum. İlaçları alıp eve geçeceğim.
-Tamam yenge görüşürüz.

Bizimkilerin yanına gittim oturdum. İkinci yarıyı bekliyorduk. İlayda meraklı gözlerle bana bakıyordu.

-Kim aradı ki?
-Yengem hastaneden çıkmış onu haber verdi.
-Sevgilin var mıydı senin?
-Hayır? Ya yengem al bak aramaya.
-İyi canım bana niye gösteriyorsun hesap sormadım ki
-İyi,

Gülüyordum. İkinci yarı başlamıştı. Ferhat gerçekten çok güzel oynuyordu basketbolu. Maç bitti salondan çıktık. Ferhat duşunu almış gelmişti yanımıza.

-Nasıldım? Diye sordu

Mete;

-İyiydin presslerin sağlamdı.

Zeki;

-Ne iyisi ya, o topu potaya sokmak için ezdin geçtin çocukları, deve tabanı seni

Melisa;

-Hayır yani şekerim basketbolun amacı bu değil mi? Büyük olan küçüğü yer alla alla.

Zeki;

-Ne dedin sen? Hı ne dedin sen?

Melisa;

-Ay ne be ne dedim ayol

Zeki;

-Şekerim mi dedin? Bana mı dedin sen onu? Gel bakayım sen şekerim

Zeki kızı koşturtuyordu.

-Eee ne yapıyoruz şimdi? Dedim.

İlayda;

-Acıkmadınız mı? Bildiğim güzel bir mekan var oraya gidelim isterseniz?

Ferhat;

-Ben çok açım ya hadi gidelim o zaman

Mete;

-Zeki lan rahat bırak oğlum kızı gel buraya.

Mete Zeki’nin peşinden arabayı park ettikleri yere doğru koşuyordu.

Melisa;

-Öf bana anca Zeki gibiler baksın zaten. Şurada dalyan gibi çocuk var hiç dönüp bakmasın

İlayda ne diyorsun kızım sen gibisinden kolundan çekiştiriyordu

Melisa;

-Öf ne be alla alla senin de peşinde Zeki gibi birisi koşsun görürüm seni şekerim.

İlayda;

-Saçmalama melisa rezil ettin beni hadi yürü.

Melisa;

-Çekiştirme be, sarı kafa seni.

Olan bitene gülüyordum çocuktu lan bunlar daha diyordum içimden. Babam arıyordu.

-Alo efendim baba?
-Oğlum Veysel abinler geldi. Birde araban geldi onu haber vermek için aradım.
-Tamam baba arkadaşlarla dışarıda takılacam biraz.
-Tamam aslanım hadi görüşürüz.

İlayda ile Melisa aynı arabaya. Biz de Mete’nin jeep’ine binmiştik. İlayda’yı takip ediyorduk. Kafe tarzı bir yerde durduk. Girdik içeriye yiyecek, içeceklerimizi söyledik. Çok iyi anlaşıyorduk çocuklarla. Harbiden güzel çocuklardı.

-Ben sigara içmeye çıkıyorum.

Mete;

-Bekle kuzey bende geliyorum

Zeki;

-Bende geleyim mi?

Mete;

-Sen sigara içmiyorsun ki oğlum niye geliyorsun anlamadım?

Zeki;

-Doğru dedin kıvırcık, ben kızları korurum gidin siz.

Ferhat;

-Aman zeki sen koruyacaksan.

Zeki;

-Korurum ne var ki?
Ferhat;

-Zeki arkanda köpek var!

Zeki korkudan kızların arkasına saklanmış, kızlara sokuluyordu. Kızlarda zekiyi itiyordu.

Mete;

-Yürü abi bırak şu safı.

Kapının önüne çıktık sigaralarımızı yaktık.

Mete;

-Ne oldu araban geldi mi?
-Gelmiş az önce aradı peder.
-Hadi gözünü aydın. Ne zaman ıslatıyoruz.
-Daha ehliyet yok ki amına koyayım.
-Nasıl yok lan? Niye almadın bu zamana kadar?
-Ne bileyim ya işler karışıktı akıl edemedim ki.
-İyi ya olsun alınca ıslatırız.
-Aynen kardo
-Bir şey soracağım Kuzey.
-Buyur reis?
-İlayda ile aranızda bir şey mi var? Yani çok yakınsınız. O bu zamana kadar hiçbir erkeğe yakın olmadı. Hayır bir dönem yakın arkadaş olduk ama sevgilim bile olmayı kabul etmedi. Senin ağzının içine düşecek.
-Öylemi? Sıcak kanlı kız diye düşünüyordum. Yok bir şey yok henüz aramız da. Ama olabilir güzel kız
-Aynen güzel kız.

Sigaralarımızı içtikten sonra kızların yanına gittik. Artık dağılacaktık.

-Ben eve gideyim artık hem misafirler gelmiş bir hoş geldin diyeyim. Güzel maçtı Ferhat bir dahakine çağır mutlaka.
-Tabi kardeşim her zaman beklerim görüşürüz.

İlayda;

-Kuzey bekle ben bırakırım seni bende eve geçeceğim.

Mete oradan göz kırpıyor, Melisa dudak büzüyordu.

-E hadi madem gidelim.

Arabasına atladık. Evi tarif ettim navigasyondan girdi. İlerlemeye başladık. Öyle konuşuyorduk işte iyiki geldin vs. diyor, baya yazıyordu kız bana. Hafif bir müzik açtı arabada, yabancı şarkı çalıyordu.

Eve gelmiştik.

-Kuzey eviniz çok güzelmiş!
-Teşekkürler gelmek ister misin?
-Çok isterim ama misafir var dedin başka zamana
-Peki nasıl istersen.

Arabadan inmiş konuştuk biraz kapının önünde yanaktan öpüşülür ya zengin öpücüğü derler onu yaptık bindirdim arabasına uğurladım. Kafamı kaldırdığımda balkonda yengem bize bakıyordu. Sert bakışlar atıyordu. Eyvah sıçtık diyordum içimden. Kapıdan girdim

Veysel abi;

-Vay yeğenim
-Abi hoşgeldiniz.

Sarılıp, tokalaştık hepsiyle Aysel yengeyi görememiştim. Odama doğru gidiyordum üzerimi değiştirip gelecektim. Yengem aşağıya inmiş hiç yüzüme bakmıyordu. Abisi ile konuşuyordu. Odamın kapısını açtım girdim içeriye. Oda ne? Aysel yenge memelerini çıkartmış Cevat’ı emziriyor, iki memesi de gözlerimin önünde. Beni görünce hemen arkasını döndü.

-Yenge pardon bilmiyordum burada olduğunu.
-Ya kusura bakma boş odayı görünce giriverdim ben.
-Sorun yok yenge emzir sen gelirim daha sonra.

Odadan çıkarken daha ben çıkmadan yüzünü bana dönmüş memelerini Cevat’ın ağzına sokuyordu. İçimden düşündüm ulan onca oda var, neden benim oda? Hayır niye yani? Siktir et amk gittim bizimkilerin yanına oturdum yengem yüzüme dahi bakmıyor sohbet muhabbet ediyordu. Bir süre sonra Aysel yenge indi.

-Canım kusura bakma ya hoş geldin.

Boynuma sarılmış öpüyordu beni. Yengem gibi olmasa da güzel öpüyordu hani.

-Asıl sen hoş geldin yenge.
-Hoş bulduk fazla bekletmedik değil mi?
-Aynen yenge fazla sürmedi. Ben bir üzerimi değişeyim.
-Tamam kuzum

Odama çıktım tişörtümü çıkartmıştım ki, yengem girdi içeriye kapıyı kilitledi.

-Hayırdır çok mu özledin?
-Kes sesini be kimdi o kız?
-Bahsettim ya şu sarı kafa.
-Hiç bu kadar yakın olduğunuzu bahsetmemiştin ama.

Üstümde tişört yoktu. Pantolonu çıkarttım boxer ile yengemin üstüne doğru gittim.

-Ne o kıskandın mı?
-Kuzey gelme üstüme neden o kadar yakındınız?
-Ya sınıf arkadaşım yakın falan değiliz. Eve bıraktı sadece.
-Taksi yok mu? Hem araban geldi al ehliyetini onunla git gel artık.

Yanaklarından öpmüştüm. Üzerimi giyindikten sonra.

-Kıskanma ben senden başkasına bakamıyorum zaten.
-Kuzey sırnaşma bakabilirsin istersen zaten
-Zaten ne?
-Konuştuk bunları
-Konuştuk da ne için kıskanıyorsun o zaman?
-Senin çocuğunu taşıyorum karnımda. Hayır doğurmak istesem nasıl güveneceğim sana.
-Ha sen bana güvenmiyorsun yani?
-Bilmiyorum. Baksana şimdiden çevrende yellozlar gezmeye başladı. Daha üniversite de bile değilsin o zaman ne olur kim bilir.
-Benim işim olmaz onlarla. Hem biliyorum karnımda çocuğumu taşıdığını farkındayım. Seni üzecek bir şey yapmam merak etme. Gerçekten düşünüyor musun doğurmayı?
-Kafam çok karışık üç çocukla seninle ne yapacağız? Ne diyeceğiz of aklımı oynatacağım. Çok stresliyim çok karışık kafam.
-Stres olma bu kadar bak çocuğa zarar vereceksin sonra. Gel buraya

Sarılmıştım.

-Hadi inelim aşağıya.

Aysel yengeler bizde kalacaklarmış birkaç hafta. Onu konuşuyorlar, çiftlik evine mobilya alalım. Aile tutmaya gerek yok biz çalışırız diyordu Veysel abiler. Şimdi gelecek olan aile biz gibi severek yapmaz işi hem şehir bizi aşar enişte, Ankara da bile köy gibi yerde duruyorduk biliyon. Diyordu. Kalacakları yer bizim evle 40 dk sürüyordu yol. Bizde gidip gelecektik, onlarda bize gelip gidecekti özellikle yaz aylarında. O sıcak günlerde Aysel yenge bikini giyiyor muydu acaba?

Akşam olmuş yemeklerimizi yedik, yatma saati gelip çatmıştı. Veysel abi ile Aysel yenge kumsala gezmeye gidecekti. Yengem kolumdan tuttu.

-Kalk bizde yürüyelim hava alalım biraz.
-Hadi gidelim.

Yengem koluma girmişti. Çıkıyorduk. Ben daha arabamı görmemiştim ya.

-Yenge araba nerede daha onu görmedim?
-Garaja koydu baban.

Veysel abi;

-Yeğenim o nasıl araba amına koyim öyle la gara şimşek gibi uçuyor mu o?
-Hahaha valla öyle abi tam gara mamba, gel bakak bir.

Garaja girmiştik arabanın direksiyonuna Veysel abi geçti.

-Öf be yeğenim ne basar bu varya banamısın demez dinime imanına uçak gibi yav. Kazasız belasız kullan koçum.
-Sağol abi.

Aysel yenge de arabaya bakıyor bana bakıyordu,

-Aboo bune gı böyle gapgara, yılan gibi.

Veysel abi uzunları açıp gözlerine tutuyordu.

-Ne o karı çok mu beğendin
-Gara gara?

İçimden kahkaha atıyordum ne diyordu böyle Veysel abi 😀

-Hee çok beğendim hadi gı yürü gidek.

Yengemin koluna girdi kumsala inmeye başladılar.

Baya bir gezindik. Veysel abi ile Aysel yenge kavga ediyordu sanki

-Yenge Aysel abi ile yengem niye anlaşamıyor?
-Neden olacak abimin erken boşalma sorunu var ve baya uğraşsa da Aysel kalkmıyormuş. O yüzden geçinemiyorlar.
-Hadi ya.

Demek ki birahane karıları o yüzden klasik Veysel demişlerdi. Erken boşaldığı, kalkmadığı için.

-Yazık gençte daha. Desene cinsel hayatı yok.
-Yok o yüzden kederli baya.

Kafamda bazı düşünceler yatıyordu? Benim odama gelmesi, bana göğüslerini sergilemesi. Buda ele vereceğime Kuzey’e veririm mi diyordu yoksa. Ama yengem kadar yakın değildi. Belki de yengem kadar yakın olamayacaktık ama içimde bir umut vardı açıkçası.

Eve gidip uyuyacaktık. Aysel yenge ile Veysel abi benim yan odamda yatıyordu. Yengem her zamanki yerinde güllü nenemler aşağı katta güven abi başka odada.

Duşa girmiştim balkona çıkıp bir sigara içtim geldim. Yatağıma yattım Aysel yengenin seslerini duymaya başladım.

-Of Veysel kalkmıyor işte yat hadi boşver.
-Kızım al ağzına ya kalkacak işte. Ne biçim karısın sen bir sikimi kaldıramıyorsun
-Ben mi kaldıramıyorum? Veysel sen şakamısın erkekliğini veremiyorsun bana. İki dakikada içime boşalıyorsun sırf o yüzden Cevat’a hamile kaldım.

Bu tür konuşmalar geliyordu. Veysel abi artık lafı kaldıramamış olsa ki bir tokat attı ama ne tokat. “çat” diye ses geldi.

-Sus be orospu, kadınlık yok sende. Nasıl kadınsın sen? Başkaları kaldırıyor sen kaldıramıyorsun.

Aysel yenge içten içten ağlıyordu duyuyordum sesini. Bir 15 dakika sonra balkonun kapısını açtı. Veysel abiydi çıkan sesi geliyor, öksürüyordu. Aysel yenge çıktı odadan. Aşağıya inecekti sanırım. Ayak sesleri benim odamdan uzaklaşmaya başladı. Veysel abi kapıyı kapatıp girdi içeriye. Yatağa geçmiş olmalı ses gelmiyordu. Aysel yengeyi merak ettim. Su içme bahanesi ile aşağıya inecektim. Mutfağa doğru gittiğimde Aysel yenge mutfak balkonunda sigara yakmış ağlıyordu. Suyumu alıp yanına gittim bardağı uzattım;
-Yenge buyur.
-Kuzum uyumadın mı sen?
-Yok yenge uyku tutmadı. Sen neden ağlıyorsun?
-Yok bir şey moral bozukluğu, stres sanırım.
-Yenge sen takma Veysel abiyi.

Yengem kızarmıştı. Ağlaması kesildi bir anda yüzüme baka kaldı.

-Sen duydun mu olan biteni?
-Yan odanızdaydım.

Gülümsedim hafiften.

-Of çok utanıyorum ya kusura bakma dengesiz işte.
-Ya boşver sen onu. Sorun sende değil zaten. Birahaneye gitmiştik de oradaki kadın bile “klasik Veysel 2 dakikada yolunacak kaz” diyordu Veysel abi için.
-Boyu devrilesice şerefsiz. Birde yok diğer kadınlar kaldırıyor tövbe tövbe konuşturuyor beni senin yanında.
-Sorun yok yenge çocuk değilim herhalde. Rahat ol yine de sakın söyleme böyle böyle diye.
-Ya yok kuzum söylemem. Biliyorum zaten o karılara gittiğini. Bana öyle demiyor. Onlar gayet tatmin ediyormuş onu. Ben karılık yapamıyormuşum.
-Valla odasına aldığı kadın 10 dakika sonra benim odama geldi. Veysel’in pili bitti sen ilgilenecekmişsin benle diye.
-Ne pissiniz sende mi?
-Yenge valla Veysel abi alet etti işin içine ben bir şey yapmadım.
-Ya yapacan tabi. Genç adamsın. Elinin kiri ama o pis kadınlarla yapmasaydın keşke.

İçimden verseydin de seni yapsaydım diyordum. Bu konuşma hararetlendirmişti beni daha da üzerine gittim.

-Yenge sen bakma ona gerçekten çok güzel kadınsın. Kadınlığında sorun yok etkilersin sen insanı.
-Öyle mi diyon.
-E yani, gerçekten güzel kadınsın. Veysel abinin erkekliği bitmiş sadece. Suçu sana atıyor.
-Ay teşekkür ederim yengesinin kuzusu moralde veririmiş.

Yanaklarımı iki avcuna alıp sıktı.

-Neyse konuşmadık hiç bir şey hadi yat sende dinlen iyi geceler yenge.

Gidip yanağından öpmüştüm. Resmen yanağını bana sunuyor öpünce zevke geliyordu.

-İyi geceler kuzum.

Yatağıma yattım. Ne yapıyorsun kuzey dedim amına koyayım. Ama çok tatlıydı hem farklı tatlar aramak lazımdı bizim yengeye ne kadar aşık olsakta iş yok adam yerine koymuyor daha güvenmiyor bile. Hem nereden bilecek ki kuzey beni de sikti mi diyecek Aysel? Ailede ne kadar kadın varsa başında erkek kalmadığı için kucağıma düşüyordu. Ama kendimi yengeme ispatlamam lazımdı. Korkuyordum çocuğa zarar verecek diye. Güvenini kazanmam lazımdı. Bu düşüncelerle uyudum.

Sabah okula gitmek için hazırlandım aşağıya iniyordum Aysel yenge ile yengem konuşuyordu balkonda. Tam evden çıktım İlayda kapıda beni bekliyordu.

-Günaydın
-Günaydın ya özel şoförüm gibi alıyorsun iki gündür ayıp oluyor.
-Hayır ya yolumun üstü, hem ehliyetini alınca sende beni alırsın ödeşiriz.

Bu kız taktı bana. Arabaya bindik başladık okula doğru gitmeye.

-Dün çok eğlenceliydi değil mi?
-Evet ama Zeki sizi darlamasa daha güzel olacaktı.
-Sorun değil ya. Alıştık biz ona 4 yıldan beri.
-Neden bu kadar garip bu çocuk?
-Garip evet ama çok iyi kalpli, küçükken ateşli bir hastalık geçirmiş. Annesi sorumsuz bir kadın. Babası iş güç pek ilgisi yok ev ile. Çocuk bakıcısı fark etmese havala geçirip daha kötü olacakmış, aklı yerinde herhangi bir sorunu yok ama düşünce olarak böyle işte.
-Hadi ya bilmiyordum.
-Öğrenmiş oldun.
-Dün sevgilin var mı diye sormuştun ya?
-E evet sevgili mi yaptın?
-Yok hayır senin var mı diye soracaktım. Mete ile yakın gibi duruyorsunuz da?
-Ne alaka canım, arkadaşız sadece, hem sevgilim olacak birisi değil bence.
-Neden seçici misin?
-Seçicilik değil de, daha olgun kişiliği olanlardan hoşlanıyorum.
-Anladım.
-Bugün herhangi bir işin var mı?
-Evet ehliyet kursuna gideceğim gelmek istersen birlikte gidebiliriz?
-Gelirim tabii ki.

Okula geldik arabayı park ettik her zamanki gibi kantine gidiyorduk. Bizim çocuklar dışarıda basket oynuyorlardı. Melisa’nın yanına oturduk.

Melisa;

-Günaydın şekerler.
-Günaydın

Mete topu bana attı.

-Gel bakalım kuzey bey alayım boyunun ölçüsünü.
-Uzunu sen al ihtiyacın olacak. Gel zeki.

Zeki;

-Ben mi? Emin misin Kuzeyin oğlu?
-Evet al bakayım.

Topu sektiriyor, elinden kaçırıyordu.

-Zeki bana atacaksın oraya değil 😀
-Hee tamam Kuzeyin oğlu al.

Topu öyle bir attı ki fizana gitmişti.

Mete;
-Neyse abi hükmen mağlup sayıyorum kendimizi.

Zeki kucağıma atladı.

-Bu ne biçim basket, hemen ağladılar.

Ferhat;

-Aynen göz yaşlarım sel oldu.

Zeki;

-Küçük bey seni, kız melisa gel vurduralım şu topu. Kim çok vurdurursa kahve ısmarlasın.

Melisa;

-Öf Zeki öf,

Zeki;

-Çayda olur?

Kafamı sallayıp adam olmaz bu dercesine İlayda’nın yanına oturdum.

İlayda;

-Kuzey numaranı versene kayıt edelim. Dursun lazım olur illaki
-Tabi çıkarın telefonları söyleyeyim.

Hepsi telefonları çıkarttı numaramı söylüyordum Zeki koşarak geldi.

-Durun ben kayıt etmedim bir daha söyle şekerim.

Tekrar söylemiştim zil çalıyordu. Derse girdik. Bugün derste güzel sanatlardı. İlayda sürekli yanımda ayrılmıyordu resmen benden, diğer çocuklarda öyle sürekli grup halinde geziyorduk. Güzel sanatlar dersinde ki hocamız tam bir afet-i devrandı. Dolgun göğüslü, kalın uzun bacaklara sahip, çıkık kalçaları olan. Dar bir deri etek, uzun siyah fileli çorap, beyaz gömlek giymişti. Saçları topuz gibi topluydu.

Zeki;

-Hastayım abi bu hocaya, Güzel sanatların güzelliği resmen bu kadın

Melisa;

-Zeki?
-Efendim şekerim?
-Ne yani ben güzel değil miyim şimdi?
-Hahahahahaha

Zekinin kahkası ile inliyordu sınıf hoca döndü baktı

-Zeki’cim neye gülüyorsun bu kadar?
-Birinin hayallerinde sizin gibi olmak yatıyor hocam o yüzden.

Melisa Zekiyi çekiştiriyor oturtmaya çalışıyordu. Hoca oralı olmadı. Önümüzdeki tabloya aklımızda olan bir resim çizmemizi istedi.

El sanatlarım neredeyse hiç yoktu. Zeki kocaman iki kafa çiziyordu

-Ne çiziyorsun Zeki?
-Göğüs, hocanın göğüslerini.
-Saçmalama amk okuldan atılacan?
-Atamaz şekerim. Hem onun göğüsleri olduğunu nereden bilecek? He nereden bilecek? Tek göğüs onda mı var?
-Haklısın Zeki çiz yavrucum.

Zaten göğüsten başka her şeye benziyordu. Bu dersi hocanın o güzel götüne, göğüslerine bakarak geçiriyordum. Hocayla göz göze gelmiştik. Yüzüme bakıp gülümsedi. Bende ona gülümsedim. Sanırım 25 yaşında falandı ama tam sikilmelik hatundu.

Bu günü de atlatmıştık. İlayda ile kursa gittik direksiyonum çok güzeldi, ufak tefek istop etme dışında. Oda araba dandik arkadaş benim suçum yok. Eve bırakmak istedi. Gidip bir kafeye oturalım dışarıda işim var ben geçerim dedim. Gittik bir kafede kahvelerimizi içtik uzun uzun ailesinden, konuştuk. Resmen kayın babamı, kaynanamı bana tanıtıyordu sanki. Üniversite hedefimi sordu. Bir hedefim yoktu. Hukuk okuyabilirdim İzmir de okumak istediğimi söyledim. Oda yurt dışını düşündüğünü, isterse onunla gelebileceğimi söyledi. Onun kadar akıllı ve zeki olmadığımı söyledim. Böyle konuştuk uzunca. Arabasına atladı gitti. Bende eve gitmiştim. Aysel yengeler ile annemler mobilya bakmaya gitmişler köy evine almak için. Evde çocuklar vardı. Üzerimi değiştirmek için odama gittim. Balkona çıkacaktım yengemin kapısına doğru gittim. Ağlama sesleri geliyordu. Kapısını çaldım ses vermedi. Hafifçe aralayıp yanına gittim. Hüngür hüngür ağlıyordu.

-Neden ağlıyorsun yine sen?

Yanına doğru yürümeye başladım. Uzanıyordu.

-Kuzey ben düşük yaptım.

Olan kan tepeme çıkmış, elim ayağım boşalmıştı. Ağzımı açamıyordum. Yengem ağlamaya devam ediyordu.

-Ankara da kullandığım anti depresan bir hap vardı. Ben hamile olduğumu bilmediğim için kullanmaya devam ettim zararlıymış bilmiyordum. Bugün karnıma kreamplar girdi. Tuvalete gittiğimde düşük yaptığımı gördüm. Hastaneye gittim hemen, haklıymışım düşük yapmışım.
-Beni neden aramadın?

Sadece bunu diyebildim kısık sesle.

-Arayamadım çok özür dilerim Kuzey böyle olsun istememiştim.
-Başından beri çocuğu da istememiştin.
-Evet ama aldırmayacağımı biliyorsun gerçekten kullandığım ilaç yüzünden oldu.
-Seni suçlamıyorum ama başından beri bu çocuğu istemedin, bana güvenmedin. Benim senin için herkesi karşıma alacağıma güvenmedin.
-Kuzey güvensem ne olacaktı? Nasıl bakacaktık insanların yüzüne? Hala pişmanlık duyuyorum.
-Duyma bundan sonra sen istesen de yakın olmam sana. Dayım geldiğinde artık onunla istediğini yaparsın bakarsınız önünüze.

Kapıyı çarpıp çıkmıştım. Onu ağlarken yalnız bırakmıştım. Tamam hak veriyorum. Bir tarafta İlayda, bir tarafta Aysel yenge etkiliyordu beni. Yengeme olan aşkım artık geçiyordu yalan yok. Sadece seks için bakmaya bile başlamıştım hatta elde ettiğim için de artık eskisi kadar ilgim yoktu ona. Şundan emindim ki çocuğu bilerek düşürmüştü. Ama ona yapacağımı biliyordum. En yakınını sikecektim

Aysel’i…

Günler böyle geçiyor, gidiyordu. Aysel yengeler köye yerleşmiş, dayım Almanya’dan gelmişti. Yengemler bizimle kalıyor, dayıma bir baraka aldı babam, çiftliğin bulunduğu köyde berberliğe devam ediyordu. Çiftçilik yapamazmış amına koduğumun oğlu. Dayıma o kadar soğuk davranıyordum ki sanki iki yabancı gibi. Yengemin yüzüne dahi bakmıyordum artık o benim aşık olduğum kadın değil, canım istediğimde sikeceğim elimin altında olan orospunun tekiydi. Babamın ile ortak oldukları için sık sık köye, çiftliğe gidiyor, Aysel yengemle işi pişirmek için çabalıyordum. Ehliyetimi almış arabamla istediğim yere gidip geliyordum artık. Rahattım.

Arabama atladım. Hava çok güzeldi. İlayda’nın evine gidip alacaktım. Bir müzik açtım arabayı bağırtarak ilerliyordum yolda. Dayımın ilk geldiği gün aklıma geldi de daha da çok sinirlendim yengeme. O kadar özlemiş ki kocasını sabaha kadar sikiştiler. Odalarına gittim kapıyı dinledim, orospu sürtük gibi inliyordu yengem dayımın altında. Çocuğu düşürme sebebi belliydi. O kadar sinirli ve kin duyuyordum ki yengeme tarif edemem. İlaydaların evine varmıştım

-Günaydın canım
-Günaydın

Yanağımdan öptü arabaya bindi.

-Nasılsın?
-Seni gördüm daha iyi oldum civcivim.

Dudağına yanaşıp öptüm dudaklarından.

-Annemler görecek kuzey ya. Hadi gidelim okula.
-Gidelim tatlım.

Okula doğru gitmeye başlamıştık…

Anlayacağınız üzere bu süre zarfında İlayda ile daha da yakınlaşmıştım. Onu eve atıp çatır çatır sikeceğim günün planını yapıyordum. Aysel yenge bize yatıya geldiğinde yapmalıydım ki bunu. Onun inleme seslerinden tahrik edebileyim. Ne de olsa yan odam onların misafirliğe geldiklerinde.

Aklımda bu tür planlarla kullanmak için sevgili olmuştum İlayda ile. Tamam çok güzel kız hani nefes almadan sikerim o ayrı. Ama aşık felan değildim. Aşık olduk da ne oldu kazığın en büyüğünü attı amına soktuğumun orospusu.

10. Bölüm Sonu…

Devam Edecek…

LÜTFEN DEĞERLİ YORUMLARINIZI ESİRGEMEYİNİZ…