BABANIN GÖREVİ 7

BABANIN GÖREVİ 7
Barkın’dan tüm gün kaçtım. Hatta yemek bile yapmadım.
Rahatlamanın yollarını arıyordum ve spor salonuna gitmeye karar verdim. Vücudumun bu kadar diri kalmasının sebebi düzenli spor yapmamdı. Yoksa, arkadaşlarımdan gördüğüm kadarıyla sarkık bir vücuda sahip olmam olasıydı. Gittiğim spor salonu bir arkadaşımın kocasına aitti. Ayşe, gerçekten yakın bir arkadaşımdı. Ve onu görmenin bana iyi geleceğini düşündüm. Sadece küçük bir miktar karşılığında oraya gidiyordum, gerçekten iyi insanlardı. Ailesi ile yakındık. Ailece yemeğe gidip gelirdik. Onu görmek, daha normal hissetmemi sağlayacaktı.
Ayşe arkamdan yaklaştığında, terden sırılsıklam olmuş vaziyetteydim. “Ohooo kızım, biraz yavaş.” dedi gülerek.
“Sadece üzerimde biraz stres var. Spor iyi geldi…” dedim nefes nefese kalmış bir halde. Gözlerini büyüterek bana baktı ve “Hormonlar… Değil mi?” dedi gülümseyerek. İşte o anda yine aynı his gelmişti. Herkes beni hamile sanıyordu. Yakın çevremin tamamı, hamile olduğum haberini duymuştu. Aslında hemen söylemek istemiştim ve yapmıştım ama daha sonrasında bunun hiç de iyi bir fikir olmadığını anlamam çok kısa sürmüştü. Herkes benden bir bebek bekliyordu, en başta da kocam.
Gerçeği söyleyecek cesarete henüz sahip değildim. Söylemeyi düşünüyordum, söylemek zorundaydım ama bunu ne zaman yapacağımı ben de bilmiyordum gerçekten de.
“Evet, hormonlar…” diye karşılık verdim. Zoraki bir şekilde gülümsemeye çalışıyordum. Bu tarz bir davranışı ilk defa yapıyordum çünkü daha önce böyle bir şeye kesinlikle ihtiyacım olmamıştı.
“Ah… Rahatla. Bu salondaki yirmiliklerden bile daha iyi durumdasın. Baksana şuna, bunun keyfini çıkar. Zaten yakın zamanda karnın patlayacak gibi olacak, tüm bunlara bir süre elveda etmen gerekecek.” dedi, kahkaha atmaya başladığında artık kan beynime hücum ediyordu. Ona, bunun olmayacağını haykırmak istedim. Hamile olmadığımı… Bir yalanın içindeydim gerçekten de, insan bir yalanı yaşarken bunun o kadar da zor olmadığını düşünür. Ancak şu anki durumunda, o kadar derinden hissediyordum ki bunu. Gerçeği söylecek cesaretim henüz yoktu, henüz. Olmasının bir yolunu bulmam gerekiyordu.
“Benimkiyle seninki pek sıkı fıkı bu ara…” diye devam etti, gözlerimin içine bakarak gülümseye başlamıştı. “Gerçekten çok heyecanlıymış. Telefonda bile yerinde duramıyor dedi bana. Düşünsene, ne kadar da güzel bir duygu. Çok sabırsız olmalı, herhalde tüm gün bebeğini soruyordur?”
Ne diyeceğimi bilemedim. Biraz bile duraksamak istemediğim için hemen cevap vermem gerekti.
“Evet… Çok heyecanlı…” dudaklarımdan çıkan kelimeleri kontrol etmeye çalışıyordum. Ne kadar az konuşursam, o kadar iyi olacaktı. Ne kadar az yalan söylersem, o kadar batacaktım.
“Rahatla, seni anlıyorum. Hormonlar. Vücudunun yapısı değişirken, ruh halinin sabit kalması zaten imkansız değil mi. Ve de şu anda kocan da uzakta, ama bebek konusunda çok istekli.” kaşlarını kaldırarak devam etti; “Bu gerçekten iyi bir şey. Baksana, artık çoğu adam çocuklarını, ailesini umursamıyor bile… Bu noktadan baktığında gerçekten güzel. Ayrıca geri geldiğinde ne kadar mutlu olacağınızı düşün. Zorlandığın zaman unutma ki ben yanındayım…” dedi elimi tutttuğu sırada.
“Kolay şeyler yaşamıyorum yine de… Bir mucizeye ihtiyacım var şu sıralar…” dedim gülümseye çalışarak.
“Şanslısın ki Barkın var. Değil mi?” beni avutarak; “Gerçekten büyüdü. Babasının yerini doldurabilir sonuçta, tek yapman gereken ona güvenmek.”
Sözleri söylerken gülümsüyordu. İnanılması zor bir şeydi gerçekten de. Eğer Ayşe’ye, Barkın’ın babasının yerini doldurmak istediği yolu söylesem acaba ne düşünürdü? Kendi annesini hamile bırakmak isteyen bir çocuk hakkında ne düşünürdü?
“Unutma…” diye devam etti. “Stresin seni ele geçirmesine izin veremezsin. Artık iki canlısın. Ne zaman olursa olsun ben yanındayım, her zaman seni dinlerim ve yapılması gerekeni yaparım. Bilirsin.” dedi göz kırparak.
“Teşekkür ederim Ayşe, bu gerçekten de benim için önemli. Senin dostluğun konusunda hiçbir zaman tereddüte düşmedim.” dedim gülümseyerek. Bu konuda onun hakkını gerçekten de ödeyemezdim. Gerçekten de söylediği gibi ne zaman zor durumda olsam her zaman imdadıma yetişirdi. Her zaman yardımcı olmuştu ve ne gerekiyorsa, yapmıştı. Yapmaya çalışması bile yeterdi ama bir şekilde gerçekten de yetenekleri vardı. Şu ana kadar kalkıştığı tüm işlerde de başarılı olmuştu. Onun azmine hayrandım zaten.
“Ne demek, senin durumunda biri için iyi bile idare ediyorsun. Sen hep güçlü bir kız oldun.” dedi bana gülümseyerek.
Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum gerçekten de.
Eve geri döndüğümde artık gerçekten de yorgun hissediyordum. Kapıdan içeri girer girmez seslendim, ama evde kimse yoktu. Aslında bu duruma çok sevinmiştim. Çünkü olanlardan sonra Barkın’ı görmeyi hiç istemiyordum. Onun yüzünü görmek, şu anda en son istediğim şeydi.
Odama gidip aynada kendime baktım. Ayşe haklıydı, Barkın’ın ben konusunda bu kadar hevesli olmasının sebebi belki de vücudumdu. Onun yaşıtlarından daha iyi durumdaydım. Devamlı spor yaptığım için kalçam gerçekten biçimli ve yuvarlaktı. Belim, en iyi noktalardan birindeydi. Ne çok inceydi, ne de fazla yağlara sahipti. Bununla gurur duyuyordum çünkü uzun zamandır spor yapıyordum ve bunu bir hayat tarzı haline getirmenin getirilerini almaya başlamıştım.
Üzerimi çıkarırken göğüslerime baktım. Ne çok büyük, ne de çok küçüktü. ideal bir vücudum vardı.
Zaten genetik yönünden şanslıydım, bir de spor yaptıktan sonra vücudumdaki değişimi gözlemleme şansım olmuştu. Gün ve gün, bu beni motive etmişti.
Sütyenimi ve iç çamaşırımı çıkardıktan sonra tamamen çıplak bir şekilde banyoya gidip küveti su ile doldurmaya başladım. Sıcak suyun üzerindeki buhar beni rahatlatıyordu. 0 sırada gözüm aynadaki çıplak formuma
çarptı, omuzlarımı dikleştirip tamamen düz durdum. Karnım dümdüz, kalçam yuvarlaktı. Vücut kıvrımlarım gerçekten de kadınsıydı. Spora başlamdan önce özellikle belimde fazla yağlanma vardı ve bu kadar estetik durmuyordum. Bunu düzelttiğim için gerçekten de mutluydum. Aynadaki görüntüm yavaşça bulanıklaşmaya başladığı zaman suyun banyoyu ısıttığını hissettim. Oluşan buharda son bir kere kendime bakıp duşa girdim. Vücudumu köpükleyerek kendimi yıkamaya başladım. Gerçekten de sıcak su çok iyi geliyordu, her hücrem sanki yenilenirken rahat bir nefes aldım. Herşey aklımdan gitmişti. Bütün sorunları geride bırakmıştım sanki. Gerçekten de iyi bir banyonun çözemeyeceği çok az sorun vardı. Buna bayılıyordum. Her anlamda beni rahatlatıyordu. Küçüklüğümden beri uzun duş sürelerimin sebebi de tam olarak bu rahatlama hissiydi. Bunu başka bir şeyde bulamamıştım.
Gözlerimi kapatıp geriye yaslandım. Rahatlamıştım, bu kadar olandan sonra sonunda normal bir his yaşamaya başlamıştım.
Sonra, aniden vücudumun ürperdiğini hissettim. Suyun üzerinde kalan tenim soğuk havayı hissettiğinde kasılmaya başladım. Rahatlama hissim geçmeye başlamıştı. Gözlerimi açıp sağ tarafıma baktığımda ise şok olmuştum. Barkın, kapıyı kapatırken bana bakmaya başlamıştı. Banyonun içinde, kapının önünde dikilirken arsızca bakıyordu.
“Merhaba, anne…” dedi, yüzündeki o aptal gülümseme yine eksiksizdi.
“Barkın! Nasıl girdin içeri? Kapıyı kilitlemiştim!” diye haykırdım.
“Ah.. Kilit derken şu bozuk para ile bile açabileceğim şeyi mi kastediyorsun? Onu nasıl açacağımı kendimi bildim bileli biliyorum ki anne, zor bir şey değil…” dedi sırıtarak.
İnanamıyordum. Çıplaktım, banyodaydım. Suyun altındaki çıplak bedenime göz attım. Artık çıldırmanın eşiğindeyim. Oğlum, karşımda duruyordu… Kalbim hızlanmaya başladığında ne yapacağımı düşünmeye çalışıyordum. Ne için buradaydı ki? iyice işler zıvanadan çıkmıştı artık.