BABANIN GÖREVİ 10

BABANIN GÖREVİ 10
“Barkın… Lütfen… Seni bitirmeme izin ver. Bunun en doğrusu olduğunu sen de biliyorsun. İstediğinin imkansız olduğunu sen de biliyorsun…”
Yalvarıyordum, ama beni dinlemiyordu.
Hazırlıksız yakalanmıştım. Yaptığı hamle ile bornozumun kuşağını çekti. Karşı koymaya çalıştım ama çok geçti. Bornozumun kenarından tutup yana doğru açtı. Çığlık atmak istedim, yapamadım. Donup kalmıştım. Planladığım gibi gitmiyordu. Oğlumun tadına bakmak da, bu işi en başından beri yapmak zorunda kalmak da planladığım şeyler değildi.
Çıplak vücudum tamamen ortaya çıkarken, kendime gelmem iki saniyeyi bulmuştu. Gözlerinin içine baktım, dehşete kapılmış bir haldeydim.
“Barkın! Hayır!” diye haykırırken önümü kapatmaya çalışıyordum. Ama, bugünlerde hayırı cevap olarak bile kabul etmiyordu belli ki. Sertçe bornozumu çekip omuzlarımdan aşağı doğru ittirdi. Kollarımdan aşağı doğru elleriyle sıyırmaya başladı.Hep söylediği, yapmak istediği şeyi yapıyordu. En başından beri bana söylediği isteği de zaten buydu. Annesini çıplak olarak görmek, bunu bir adım olarak görüyordu. İki insanın, bir bebek yapmasının bir ön koşulu gibi. Kendini şartlandırmış bir hayvan gibiydi, gözü dönmüştü. Durduramıyordum.
“Aman Allah’ım!” diye bağırdım. Çok güçlüydü, elimden bir şey gelmiyordu.
“Güzel anne… Gerçekten güzel… Sen… İnanılmazsın.” dedi sessizce. Elleri, vücudumda gezmeye başladığı sırada güçsüzce karşı koymaya çalıştım. Ama ben ellerini ne kadar çekersem çekeyim hemen eski yerine getiriyordu. Kollarımdan başlayan elleri, vücudumun her santimini keşfetmeye başladı. Göbeğimden yukarı çıkan elleri önce göğüslerimi avuçladı. Hafifçe sıkarken, okşamaya başladı. Daha sonra diğer elini kalçalarıma indirdi, bacaklarımın ulaşabildiği en aşağı noktasından, belime kadar okşamaya devam etti. Ellerinin sıcaklığı vücudumu yakıyordu. Yanlıştı, çok yanlıştı…
“Barkın… Yeter…” dedim zayıf sesimle.
O sırada durup yüzüme baktı. Duracak sandım. Artık bu kabus bitecek sandım. Ama yanıldığımı o anda fark ettim. Bir eliyle yüzümü tutarak beni öpmeye çalıştı. Çığlık atıp hemen kendimi geri çektim, başım dönmeye başlamıştı. Sendeledim. Hemen beni belimden tutup, sıkıca sardı kollarıyla.
“Ne? Ciddi misin anne? Ağzınla bana sakso çekebiliyorsun ama beni öpemiyorsun öyle mi?” dedi gülerek.
Gerçek beni şok etmişti. Anında, fark etmemi sağlamıştı. Ben daha demin oğlumun erkekliğini ağzıma almıştım. Ama şimdi onu öpmekten çekiniyordum. O anda tekrar dudakları, dudaklarımı buldu. Bu sefer geri çekilmedim. Çekilmek istedim… Fakat yapamadım. Dudaklarım, onun dudaklarındayken hafifçe inledim. Daha sonra hafifçe aralanan dudaklarımdan, dilim onunkini buldu. Ne kadar uzun öpüştüğümüzü bile bilmiyordum. Kendimi kaybetmiş haldeydim. Bir anda oğlumun dudakları, benden uzaklaşırken şaşkına dönmüştüm. Öpmeyi bıraktığını fark ettiğim anda başı boynumdan aşağıya doğru gitmeye başladı. Dili, sol göğüs ucuma değdiği anda çığlık attım. Sonra dudaklarını hissedince, iyice ağzının kavradığı göğsümü emmeye başladı.
“Ohhhhh…” inliyordum. Hafifçe elimle başını itmeye çalışıyordum, ama çok istekli bir şekilde değil. İşe yaramıyordu tabi ki, göğsümü hafifçe ısırarak emmeye devam ederken inlemelerim artıyordu. Kocamın yaralarından dolayı uzun zamandır böyle bir duyguyu yaşamamıştım. Nasıl bir şey olduğunu bile unutmuştum. Özlemişim… Vücudum daha fazla direnmiyordu o nedenle, beynim de artık pes etmişti. Neredeyse altı yıldır cinsel yaşamım yoktu. Yokluğunda ne kadar sevdiğim bir duygu olduğunu, ne kadar karşı koyamadığımı unutmuştum. Her bir baskıya, her bir darbeye vücudum ritmik bir şekilde karşılık veriyordu. İnlemelerimi duydukça, daha da sert, daha da tutkulu bir şekilde emmeye, yalamaya başladı. Bebekken emdiği göğüslerim, şimdi yetişkin oğlumun ağzındaydı. Ve bu his gerçekten de çok güzeldi, kendimi giderek kaybetmeye başladığımı hissederken, Barkın durdu.
“Tadın çok güzel anne…” dedi sessizce, fısıltısı çok çekici geliyordu. Artık daha farklı hissetmeye başlamıştım. Hızlıca diğer göğsüme geçerken, zaten sertleşen göğüs ucumu dili ıslatmıştı.
“Durman gerek…” dedim çaresizce, hala anne olan tarafım bana yalvarıyordu. Bu olan yanlıştı, olmamalıydı. Ama kadınsılığım daha ağır bastı. Sağ elim onun aletini bulurken kendimden geçiyordum, iyice avucumun içine aldığım erkekliğini okşamaya, sıkmaya başladım. Elim iyice sardı onu ve ritmik bir şekilde gel git yapmaya başladım. Elim onun zevk sularıyla beraber iyice ıslanırken, daha da hızlandık. O göğsümü resmen yiyor, ben de oğluma mastürbasyon yapıyordum.
Barkın beni geri itti, koltuğa oturttu. Tamamen oturana kadar omzumdan itmeye devam etti. Bacaklarımın arasına çömelip, elleriyle sıkıca baldırlarımı kavradı. Diz kapaklarıma kadar elleri bir anda geldi ve bacaklarımı göğüslerime doğru ittirmeye başladı. Aynı anda bacaklarımı iki yana açarken, çığlık attım.
Başını bacaklarımın arasına iyice gömüp, dilini kadınlığıma değdirdiği an çıldırmıştım artık.
“Hayııııırr!” diye çığlık atarken, bacaklarımı iyice bastırıyordu bana doğru. Hareket edemiyordum. Bacaklarımı iyice açarken artık dili içime doğru zorluyordu. Dudakları, vajinamı bulduğunda artık başımı bir sağa, bir sola sallayarak defalarca “Hayır…” diye inlemeye başladım. Ama karşı koyamıyordum. Vücudum, bunu durdurmak için hiçbir girişimde bulunmuyordu.
Klitorisimi bulduğunda, artık göklere uçmaya başladım. Bilincim yerinden gitmeye başlamıştı. Zaten ıslak olan kadınlığımı dili iyice ıslatıyor, dişini değdirerek beni hislerimde en doruklara taşıyordu. Bunu yapan kendi oğlumdu… İnanamıyordum. Olmamalıydı. Yanlıştı. Ama oluyordu ve vücudum buna hiçbir direnç göstermiyordu. Kendime inanamıyordum.
“Aaaahhhh….” artık iyice inlemeye başlamıştım, gözlerim sulanırken kıvranıyordum. Zevkten delirmenin eşiğine gelmiştim. Böyle bir şeyi uzun zamandır hissetmemiştim. Hatta, hiç hissetmemiştim. Çok güzeldi. Dili, kadınlığımda gezdi… Durmadan gezdi. Keşfetmediği yeri kalmadı. Dil hareketlerini fark edebiliyordum. Düz yüzeyi ile iyice en aşağıdan, en yukarıya kadar yalıyor, sonra bir anda dilini içime zorluyordu.
“Aman Allah’ım… Bu kadar… Yeter….” diye inlemeye başladım. Nefesim hızlanmıştı. Kendimi kontrol edemiyordum. “Barkın!” diye haykırdım. “Dayanamıyorum…Sanırım ben gel-”
Bir anda bırakmıştı. Beni serbest bırakıp ayağa kalktı. Erkekliği önümde duruyordu. Kapalı gözlerimi açtığım anda karşımda gördüğüm ilk şey oydu.
“Ne? Barkın…” diye inledim son bir kez.
“Bunu ziyan etmemeliyiz anne…” dedi pis bir sırıtış ile. “Buna yarın için ihtiyacımız olacak. Bebek yaparken.” dedi göz kırparak, sonra arkasını dönüp çıktı. Odasına giderken ayak seslerini duyuyordum, kalbim resmen boğazımda atıyordu. Damarlarımdan geçen kanın basıncını hissedebiliyordum. Bana ne olmuştu böyle? Uzun zamandır böyle hissetmemiştim. Koltuğa sularım damladığı anda kendime geldim. Barkın, ıslanan annesini bu halde bırakıp gitmişti. Tamamen çıplak, koltuğa mıhlanmış halde… Bırakmıştı.
İnanamıyordum… Oğlum gerçekten de beni hamile bırakmak istiyordu. Sıradan bir durum sanmıştım. Ama değildi, çok istekli ve ciddiydi. Bununla nasıl başa çıkabilirdim…